Uyarı
  • JUser: :_load: Unable to load user with ID: 982

İÇİMİZDEKİ CANAVAR: HASET - BÖLÜM 1

Değerli Dostlar! 
Haddim değil belki yazı kaleme almak…  
Kendisine teşekkürü bir borç bildiğim Murat Çoban kardeşimin yer verdiği köşesinde ikinci yazımı kaleme alıyorum.  
İnsanların çoğunun daha çok magazin haberlerine, faydasız olan bilgiye rağbet ettiği bir ortamda yazılarımız ne kadar rağbet görür ve takip edilir bilmem ama; kaleme alınan her yazının bir hedef kitlesi olduğu gibi benim de yazılarımın bir hedef kitlesi olacak. 
Yazılarımın hedef kitlesi, hiç kuşkusuz Allah Rasûlü’nün Rabbinden sürekli talep ettiği “faydalı bilgi” (hakikate) ye talip olanlar, faydalı bilgiye ulaşmak için emek verenler, okuma zahmeti çekenler, okumakla kalmayıp okuduğu şey üzerinde kafa yoranlar, zihin teri dökenler ve bilgiyi amaç değil araç görüp onu hayatına taşımayı amaç edinenlerdir.
Bu hafta kaleme alacak olduğumuz yazı, çoğu insanımızın üzerinde hiç düşünmediği, az insanımızın da üzerinde düşündüğü fakat yanlış anladığı ve yarım bildiği bir konu olan “HASET” olacak.
Bir kere “haset”, “hasetçi” denince doğru şeyi mi anlıyoruz?
Haset bir hastalık mı? Hastalıksa tedavisi mümkün mü?
Haset bir topluma ne kadar zarar verebilir?
Haset hastalığının yaygınlaştığı bir toplumda mutluluk katsayısı ne kadar düşer?
Hasetten ve hasetçiden nasıl korunabiliriz?
Neler hasede girer?
İşte, yazımızda Kuran’dan ve Allah Rasûlü’nün bize  model olan hayatından cevaplarını bulmaya çalışacağımız sorular bunlar.
İnsan Allah’ın şaheseridir ve Öfke, korku, sevgi, şehvet, kıskanmak vb. bir takım duygularla donatılmıştır. Yani insan, doğuştan bunlara sahip olarak gelir dünyaya. Her biri Rabbimiz’in ikramıdır, nimetidir insana.
Mesela, şehvet ikramdır. Eğer olmasaydı insan üreyemez ve neslini sürdüremezdi. Fakat şehvet terbiye edilir, yönetilirse ikram olur, rahmet olur. Yok şehvet insanı yönetirse bu zahmet olur, zulüm olur insana. Korku da ikramdır. Korku olmasa insan tedbir alamazdı. Haset de aslında “insana verilen normal duygunun yoldan çıkmış, terbiye edilmemiş ve yönetilmemiş halidir”.
Önce Hasedin tarifiyle başlayalım: “Nedir Haset?”:
Haset, “Bir nimetin, onu hak eden kimsenin elinden gitmesini temenni etmek, dilemek ya da o nimeti ortadan kaldırmaya yönelik fiili ve sözlü olarak  gösterilen çaba” anlamına gelir.
Bir kere Haset, bu günkü anlaşıldığı gibi söyleyecek olursak “kıskanmak” değildir. Kıskanmak Ğayrettir. Yani elindekini sakınmak, bunu üzerine titremektir. Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın bu konuda söyledikleri aslında konuyu ta baştan açıklar niteliktedir: 
“Haset, bir nimetin, bir faziletin, bir kemalin (sağlık, zenginlik, güzellik, beceriklilik, saygınlık, başarı, proje, mevki, ahlak, servet, güç, beceri vs…)  sahibinden çıkmasını istemek, bu nimetin kendisine geçmemesinden öte, başkasında bulunmasını çekememektir.”Onunki onda dursun, sana da verelim”’e razı olmamaktır. Keşke onunkinin hepsi gitse de sadece kendisine bir şey kalmasını istemektir. En tehlikeli olanı ise haset ettiğinin faziletleridir. Hasetçi bu faziletlere ulaşamadığı içindir ki , haset ettiğini imha etmek, ortadan kaldırmak, yok etmekle kendisini teselli etmek ister.” 
Zaten Hasîd, kendisinde olmasını değil, haset ettiğinde olmamasını istemektir. 
Haset sahibini hak ettiği yere oturtan Ömer b. Abdülaziz:
“Başkasını kıskanandan daha mazlum görünen bir zalim düşünemiyorum.” der. 
Mevlana daha başka bir ifade kullanır: “Dünyada haset kadar hem kendisine hem de başkalarına zararı dokunan başka bir şey yoktur.” 
 Fudayl b.Iyaz daha güzel bir şey söyler: “Mü’min ğıpta eder, münafıksa haset eder.” 
Gelin on maddede “HASET NEDİR? Anlamaya çalışalım:  
  1. Haset, gökler ötesinde işlenen ilk günahtır: 
İblis’i şeytan yapan sürecin en temelinde yatan neden hasetti. İblisin, Âdem’e secde etmemesinin (emrine amade olmak istememesinin)  nedeni sandığımız gibi kibir değildi. Onu rahmetten uzaklaştırıp, Allah’ın lanetine ve gazabına götüren günah, kibir’e neden olan günah “Haset” ten başka bir şey değildi. Âdem (insanoğlu) yeryüzünün halifesi olarak atanmıştı (Bakara:2/30) da iblis bu hilafeti kendisi için bekliyordu.  Bu yüzden Âdem’e haset etmişti. 
İblis Rabbimizin “sana emrettiğim zaman seni (Âdemin) emrine amade olmaktan alıkoyan neydi?” Sorusuna verdiği cevap şu olmuştu: “ Ben O’ndan üstünüm; (çünkü) beni ateşten yarattın, oysa O’nu balçıktan yarattın (A’raf:7/12, Sâd:38/76) 
İblisin hasedi inkara inkarı kibire, kibiri günahında ısrara, günahında ısrarı tevbe etmemeye, tevbe etmemesi ve günahında ısrarı da en sonunda Allah’ın huzurundan kovulmaya ve hesap gününe kadar “Allah’ın lanetinin üzerinde olması” na neden olmuştur. Yani Allah’ın lanetine uğrama ile sonuçlanan bir sürecin ilk adımı, ilk kıvılcımı “haset” duygusu olmuştur. 
Rabbimiz,  hasedini terbiye etmeyerek başlayan sürece son noktayı şöyle koymuştur:
“(Allah) öyleyse, çık git bu makamdan dedi. Çünkü sen kovuldun. (kendi kendini aşağıladın)” (Sâd:38/77)
“Hesap gününe kadar lanetim üzerinde olacaktır.” (Sâd:38/78) 
 

2. Haset, cennetin ardından insanoğlunun yeryüzünde işlediği ilk günahtır: 

 
Kerim kitabımız Kur’an, yeryüzünde işlenen ilk cinayetin, hatta haksız yere akıtılan ilk kardeş kanının, akıtılma sebebinin “haset” hastalığı olduğunu söyler. Mâide suresi 27-31. ayetler arası Adem’in iki oğlu Habil- Kabil kıssasının işlendiği pasajdır. Kıssanın anlatılma amacı konusunda Zemahşerî: “kıssanın amacı hasedin kınanmasıdır” der.
Pasajda kısaca şu anlatılır:
 Rabbimiz, Âdem’in iki oğlundan kendisine birer kurban sunmalarını ister. Onlar da gidip kurbanlarını sunarlar. Habil, sahip olduklarının en değerlisini, en güzelini, en kalitelisini, gözünde en kıymetli olanını Allah’a layık görür ve verir. Kabil ise sahip olduklarının en değersizini, en çirkinini, en kalitelisizini, gözünde en kıymetsiz olanını, en çürüğünü Allah’a layık görür ve o da verir. Allah Habil’in kurbanını kabul eder, Kabil’in kurbanını kabul etmez. Bunu ardından Kabil kardeşinin kurbanının kabul olduğunu görünce “bende yoksa onda da olmasın” gözüyle bakar ve kardeşine haset eder. Hasedini terbiye etmediği ve yönetemediği için, haset “şişede durduğu gibi durmaz” En sonunda Kâbil’i kardeş katili yapar.
Haset öyle bir yürek yangınıdır ki, eğer başında kontrol altına alınmazsa insanı kardeş katili yapacak kadar gözünü döndürür. Kabil’de de zaten bu olmuştur. 

3. Haset, kardeşi kardeşe kıydıran, insanın gözünü döndüren illettir: 

Rabbimiz haset illetini Yusuf suresi 7-18. ayetlerin oluşturduğu pasajda Hz. Yusuf üzerinden de  ele almıştır. İşin garibi, pasajda hasedi yüzünden lanete uğrayan şeytanın ve hasedi yüzünden kardeş katili olan kabilin rolünü Hz. Yusuf’un kardeşleri, Hz. Âdem ve Habil’in rolünü de Hz.Yusuf oynamıştır. Bunu gelin Rabbimizin kelamından dinleyelim: 
“ Hani bir zaman da (Yusuf’un kardeşleri)şöyle demişti: “Biz kalabalık olduğumuz halde, babamız için Yusuf ve kardeşi bizden daha sevimli ve gözde; bu da gösteriyor ki babamız açık bir yanılgı içindedir.”  (Yusuf:12/8) 
“ (İçlerinden biri dedi ki): “Yusuf’u öldürün! Ya da onu ıssız bir yere atın ki babanızın ilgisi yalnız size yönelsin; ve onun ardından, işleri tıkırında giden bir topluluk olmuş olursunuz.”  (Yusuf:12/9) 
“Bir diğeri ileri atılarak “ Yusuf’u öldürmeyin!” dedi ve ekledi: “ille de bir şey yapacaksanız, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın; nasıl olsa bir kervan gelip ona el koyacaktır.” (Yusuf:12/10) 
Sürecin sonunda malumunuz Yusuf, haset nöbetine tutulan kardeşleri tarafından kör bir kuyuya atılır. Aynı şeytanın ve Kabilin durumunda olduğu gibi, haset sahibi olan Yusuf’un kardeşleri, hasetlerini terbiye edememiş, bu duyguyu yönetememişler ve hasetlerine kurban gitmişlerdir. Yani haset edilen bir kardeşin kör kuyuya atılmasıyla sonlanan bir süreci başlatan ilk adım “haset hastalığı” olmuştur. 

4. Haset, insanın dışından çok içini yakan kül eden bir ateştir: 

Modern çağın insanı aslında dış yangıların ötesinde iç yangınlarla boğuşuyor. İnsan dış yangınları su, toprak vs. ile söndürebilir belki, ama insanın içinde öyle yangınlar var ki o onunla ölene kadar yanmaya devam ediyor. İnsanın içini yakan ateşlerden belki de en büyüklerinden biri hasettir desek abartmış olmayız sanırım. 
Haset öyle bir ateş, öle bir yangın ki insanın içinde ne kadar iyi duyguları varsa onları da yakıp küle çeviriyor. İnsanın içinde başlattığı bu tahribat sadece içerde kalmıyor. İçi yani duyguları yanmış, sakat kalmış bir insan artık davranışlarını, fiillerini o duygular üzerine bina ettiği ve o duygularla hareket ettiği için insanın eylemlerini de yakıyor kül ediyor. İçi haset ateşiyle yanan artık iyi, faziletli davranışlar sergileyemiyor. Eli ayağı, gözü kulağı, dili dudağından iyilik sadır olmayan insanın pek tabi ki de amel defterine iyilik kaydı düşülmüyor. Yani bu insan artık iyilik üretemez oluyor. Çünkü iyilik üreten yerelini bu ateş yakmış küle çevirmiş. 
Zaten Allah Rasulü (sav), şu ifadesinde tam da bundan bahsetmiyor mu? “ Hasetten sakının! Çünkü ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi, hased de amel defterlerinizdeki iyiliklerinizi yiyip bitirir.” (Ebu Davud,Edeb,4/380) 
Hatta Efendimiz (sav)başka bir ifadesinde haset konusunu iman üzerinden değerlendiriyor: 
“Bir kulun kalbinde iman ile haset bir arada bulunmaz.” (Nesai,cihad,8) 

5. Haset,  “bana yar olmayan sana da olmasın” küstahlığının motor yakıtıdır:

 Haset üzerinde ısrarla duran Rabbimiz Bakara suresi 109. ayette Medine Yahudilerinin, Allah Rasûlü’nün davetine ısrarla ret cevabı vermelerinin arka planında yatan gerçeğin “haset” olduğuna dikkat çeker. Yani kendi ırklarından peygamber bekleyip bu olmayınca “bizden olmadı, sizden de olmasın”, “bize yar olmadı, size de yar olmasın” düşüncesine sebep olan şey hasetlikleri idi: 
“Kitap ehlinden bir çoğu, hakikat kendileri için apaçık ortaya çıktığı halde, sırf hasetliklerinden dolayı siz inandıktan sonra sizi geriye döndürüp inkar etmenizi isterler…” (Bakara:2/109) 
Efendimiz’in (sav) eşlerinden İsrailoğulları ırkına mensup olan anamız Safiyye Bint-i Huyey daha efendimiz (sav)  ile evli değilken babası ve amcasının aralarında geçtiği konuşmayı şahit olur: 
 “Allah Rasulü Medine’ye teşrif ettiklerinde babam Huyey ile amcam Ebu Yasir o’nun gelişini gözlemlediler. Döndüklerinde ikisinin arasında şu konuşmaya kulak misafiri oldum: Amcam babama dedi ki “Bu O mu?” (yani beklenen peygamber mi?) Babam “ Evet vallahi bu o” dedi. Amcam “Peki ne yapacaksın?” Babam “Vallahi bu can bu tende olduğu sürece ona düşman olacağım.”
Safiyye anamızın babası bir Yahudi idi. Bir peygamberin geleceğinden haberdar idi. Çünkü tevratı okuyan biriydi. Allah Rasulünü görür görmez onun bir peygamber olduğunu anlamıştı. Fakat gelin görün ki babası “bizden olmadı, sizden de olmasın” mantığıyla haset etti. Sırf hasedi yüzünden iman etmedi. Şu ayet tam da bunu söylemiyor mu? 
“ Kendilerine vahiy tevdi edilenler onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onların çoğu bildikleri halde ısrarla gerçeği gizlerler.” (Bakara:2/146)
 Allah yine Kitap ehli üzerinden hasetçi tipi şöyle deşifre eder:
 “ Eğer siz bir iyiliğe ulaşırsanız buna üzülüverirler; yok eğer başınıza bir kötülük gelirse buna da sevinirler…”(Âl-i İmran:3/120) 

6. Haset  bir zehirdir, bu zehrin sahibinin vereceği zarardan ancak Allah’ın yardımıyla emin olur insan : 

Kur’an’ın sondan bir önceki suresi şu ayetle biter:
“Ve sığınırım haset ettiğinde hasetçinin şerrinden (yokluk gecesini yararak varlığı çıkaran sabahın Rabbine)” (Felak:113/5)
 Ayet bize ne demek istiyor? Diye baktığımızda şunları anlıyoruz: 
1-     “Haset ettiğinde” diyor. Demek ki haset duygusu her insanın içinde zaaf olarak var olan fakat uyuyan bir duygu. 
2-     İnsanın içinde uyku halinde duran haset şer olan zararlı olan bir şey değil. 
3-     Asıl şerli olan zarar veren, o duygunun faal hale gelerek sahibini aklını ve vicdanını esir almasıdır. 
4-     Sure “Deki” diye başlıyor. Yani Rabbimiz “Bu konuda bana sığın! Hasedin zararını defetmen için senin gücün tek başına yetmez. Kulun gücü sınırlıdır. Rabbin gücü sınırsızdır. Sen hasetçinin iç dünyasını göremez ve bilemezsin. Öyleyse işi kulların iç dünyalarını en ince ayrıntısına kadar gören ve bilen kulların tek sahibi olan Allah’a bırak.” Demek istiyor. 
 
YAZIMIZIN DEVAMI HAFTAYA İNŞALLAH…
Son DüzenlenmeSalı, 19 Ocak 2016 14:58

-1°C

Karamanlı

Rain And Snow

Humidity: 100%

Wind: 11.27 km/h

  • 11 Dec 2018 2°C -6°C
  • 12 Dec 2018 2°C -6°C
Saniye sonra Kapanacaktır